DEĞERLERİ KORUMAK...
Bir şeyin hayatımızdaki önemini gerçekten kavrayabilmek için onun hiç olmadığı bir durumda neler yaşanabileceğini tasavvur etmek çoğu zaman işe yarar. Bu yazıda da, sizlere patentin faydalarından ziyade patent alınmazsa neler kaybedilebileceğine yönelik bir portre çizmek istiyorum.
Ahmet Bey’in firması yıllardır tekstil makineleri sektöründe hizmet vermekte ve bu alanda bir çok ürünü var. Rekabet şartları her geçen gün daha da kızışmakta, dolayısıyla maliyeti düşük ama getirisi çok yüksek bir çözüm artık kaçınılmaz oldu. Yönetim kurulu toplantısından çıkan karar ise tam olması gerektiği gibi; “tek çıkış yolu kendi değerini üretmek ve satmak.” Hemen Ar-Ge çalışmalarına başlandı ve bir yıl süren yoğun ve son derece gizli bir süreç sonunda piyasadakilerden çok daha düşük maliyetli, çok daha az arıza yapan ve dahası emsallerine oranla daha etkin çalışabilen bir makine ortaya çıktı. Testler bitti, her şey mükemmel. Bu makine firmanın gözbebeği ve belki de bu kabustan tek çıkış yolu.
Vakit kaybetmeden satışlara başlanır ve çok kısa bir sürede pazarda makinemize karşı inanılmaz bir talep doğar. İki ay içersinde talepler karşılanamaz hale gelmiştir. “Artık bizi kimse tutamaz, nihayet kabus bitti” düşüncesi kafalara yerleşmiş. Almanya’daki fuarda makinenin gördüğü yoğun ilgi ve Avrupalı büyük tekstil firmalarından alınan onca sipariş de bu düşünceyi destekliyor. “Gerçekten de bilgiyi üreten ve satan olmak ne kadar da keyif verici ve de karlı bir işmiş” diye düşünüyor Ahmet Bey. Aradan üç ay geçiyor, İstanbul ve Bursa’ya yapılan satışlarda ciddi bir düşüş başlıyor. Ama gayet normal, “piyasa şu an için bir doyuma ulaşmış olabilir, bekleyelim geçer” görüşü baskın yönetim kurulunda. Bir üç ay daha geçiyor, o da ne!, tüm Türkiye ve hatta Avrupa’daki satışlar tabana vurmak üzere. Müşteri memnuniyeti anketleri yapılıyor, herkes makineden çok memnun.
Firma sahibi Ahmet Bey, “Peki nedir bunun sebebi, nerede hata yapılmış olabilir?” diye kara kara düşünürken, kulağına İstanbul’da bir firmanın söz konusu makinenin aynısını çok daha ucuza piyasaya verdiğini ve Pazar payını önemli ölçüde ele geçirdiğini bilgisi çalınır. “Ama nasıl olur? Aynı kalitede bizden daha ucuza üretmesi mümkün değil” diye düşünür Ahmet Bey. Hemen taklit olan makineyi alan firmaya gidip bir inceleme yapar. Ucuzluğun sebebi belli; makine görünüşte aynı ama bir çok parçası çok daha kalitesiz. Zaten, firma sahibi sizi gördüğü ilk andan itibaren makineden dert yanar ve herkese “sakın bu makineyi almayın” diye uyarıda bulunduğunu söyler. İşin kötüsü bu görüş İstanbul ve Bursa’daki ilgili firmalarda da yayılmaya başlamıştır. Gerçek adeta bir tokat gibi yüzüne çarpar Ahmet Bey’in; taklit eden bu firma yılların emeğini çalmakla kalmamış, bir de firmasının kendi alanındaki tüm güvenilir imajını da yerlebir etmiştir. Hemen avukatlar aranır, haksız rekabet davaları açılır ve tüm ümitler yıllar sonra belki de aleyhinize sonuçlanacak olan, masraflı ve yıpratıcı bir hukuk sürecine bağlanır. Herkes bilmektedir ki, alınacak tazminat ne zararları karşılayabilir ne de haksız yere ayaklar altına alınan firma prestijini geri getirebilir ama onlara göre başka da yolu yoktur. Tam bu sorunla uğraşırken, benzer bir haber de İtalya’dan gelir. Bir İtalyan firması, bizim makineyi çok beğenmiş! ve nakliye vs. maliyetleri olmadığı için aynısını daha ucuza üretmeye başlamıştır. Sonuç, İtalya pazarı da elden gitmek üzere...
Ahmet Bey, “Bu bir kabus olmalı, ben bunları hakedecek ne yaptım” diye hayıflanırken, çalan telefonun diğer ucundaki Kayserili müşteri, kendisine satılan makineye polis tarafından el konulduğunu söyler. Olayın mahiyeti incelenir, karşılaşılan ise tam bir şok! Ar-Ge süreci sırasında firmada çalışan ve sonradan sebepsiz şekilde ayrılan bir çalışan, firmanın el emeği, göz nuru olan bu makine için kendi adına bir patent başvurusu yapmış, sonrasında da Kayseri’de anlaştığı bir fabrikada bu makineyi üretip satmaya başlamıştır. Bununla da yetinmeyip, kendisi dışında bir firmadan makine alındığında, mahkeme kararıyla müşteriden bu makineleri toplatıp satanı da dava açmakla tehdit etmektedir. Kaderin tatsız bir cilvesi misali, kurbanlardan biri de bu makineyi gerçekten üreten Ahmet Bey’in firmasıdır.
Ama çok sık kullandığımız “her şerde bir hayır vardır” sözü Ahmet Bey’in hayat felsefesidir. Dolayısıyla, bu olay da onun çok önemli bir gerçeğin geç de olsa, sancılı da olsa farkına varmasını sağlar. “Kendi değerini üretip ve satmak kadar onu korumak da çok önemlidir.” Ve zararın neresinden dönülse kardır misali, hemen telefona sarılıp arkadaşından methini duyduğu bir patent vekillik firmasıyla temasa geçer Ahmet Bey. Daha tanışma amaçlı bu ilk telefonda görüşmesinde bile, “keşke ama keşke bunu bir sene önce duymuş olsaydım” diyeceği bir çok bilgi öğrenir ve hemen ardından vekil firmanın Ar-Ge’ye yönelik verdiği bir eğitim hizmetinden yararlanır. Bu sayede kendisiyle beraber personelinin de ufku açılmıştır.
Ahmet Bey artık, değerlerini ve özellikle teknik geliştirmelerini korumanın yolunu öğrenmiş durumda. Son ürettiği makinenin patent başvurusunu yaptı ve 6 aydır hiçbir sıkıntı yaşamadan yurtiçi ve yurtdışına satışlar yapıyor. Yurtiçinde birkaç firma taklide yeltense de, makinenin patentli olduğunu belirten basit bir ihtar yazısı onların gözünü korkutmaya yetti. Avrupa’da ise durum tablo çok daha pembe. Zira, patentin gücünü ve yaptırımlarını iyi bilen Avrupalı firmalar, ürün üzerindeki patentli ifadesini gördükten sonra değil üretmek, üretmeyi telaffuz etmekten bile çekiniyorlar.
“Bu kadar da olur mu, hadi oradan” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama, hiç unutmamak gerekir ki; gerçekten talep görecek ve yüksek kazançlar sağlayacak bir buluşun, eğer korunmuyorsa bugünkü piyasa şartlarında taklit edilmemesi için bir sebep yoktur ve benzeri, hatta çok daha vahim senaryolar her zaman yaşanmaktadır. Bunu, işin içinde olan vekiller ve sanayiciler çok iyi bilmektedir.
Sonuç olarak, yaptığınız geliştirmelerin sizler kadar Türkiye’mizin de katma değerleri olduğunu ve, her şey bir yana, belki de sırf bu nedenle bile onları korumamız gerektiğini düşünüyorum.
Saygılarımla,
Erdem KAYA
Patent Vekili – Elektronik Mühendisi



